2000 Öncesi Türk SinemasıTürk Sineması

Türk Sinemasında Arabesk Kültürü

“Arabesk” kelimesinin kökenine incelediğimizde Fransızcadan Türkçeye geçmiştir ve güzel sanatlarda “Arap usulü” anlamındadır. Sosyal bilimlerde ise, “bozulmuş ve yozlaşmış” anlamına gelmektedir. Birçok medeniyette kendisini gösteren arabesk, İslam sanatında daha özgü bir senteze bürünmüştür (KIRIK, 2014: 22).

Köyden kente göçle birlikte beraberinde arabesk kültür de zaman içerisinde bu “göç” kavramıyla değişen toplumsal yapının içindeki bireyselliğin getirdiği acıyla birlikte yansıma olarak kendisini göstermiştir. Öncelikli olarak sadece bu konuyu “göç” kavramına bağlamak doğru olmaz. Bu kültürün nasıl oluştuğuna dair geçmişe gitmek gereklidir.

Türkiye’de 1930’lu yıllardan itibaren yoğun bir şekilde Mısır ve Hint filmleri gösteriliyor, ilgi de görüyordu. Arabesk müzik de tam olarak Mısır müziğinin yansımasıdır. Mısır filmlerinin çok ilgi görmesi üzerine de, Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından Arapça sözlü müzik ile oynatılması yasaklandı. Böylece 1970’lerden sonra Türkçe sözlerle uyarlandı. Arap ezgileri ve Türkçe sözlerle birlikte 1970’lerde çıkacak olan arabesk filmlerinin kökeni oluşmuş oldu (YILDIZ, 2020: 23).

Arabesk kültürü oluşturan temel ögelerden biri, göç olgusudur. Özellikle sanayileşmeyle birlikte köyden kente, yani “iç göç” yaşanmaya başlamıştır. Özellikle ekonomik koşullara bağlı olarak köyden kente göç yaşanmış, 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’de iç göç ciddi anlamda kendisini göstermiştir. Buna bağlı olarak “gecekondulaşma” etkisi de, arabesk kültürünü oluşmasında etkenlerdendir.

Sanayileşme, göç ve gecekondulaşma faktörüyle değişen kent yapısıyla insanlar; kendilerini kabul ettirmeye, seslerini duyurmaya çalışmıştır. İşte tam olarak Türkiye’de arabesk kültür, özellikle bu gibi sebeplerin de etkisiyle doğmuştur (KIRIK, 2014: 94-98).

Arabeskle Türk Sineması Arasındaki İlişki

Türkiye’de ilk arabesk film olarak kabul edilen film, Lütfi Akad’ın yönetmenliğinde çekilen ve Orhan Gencebay’ın şarkısıyla aynı adı taşıyan “Bir Teselli Ver” filmidir. Bu filmle birlikte Türkiye’de arabesk kültürü, sinemaya girmektedir. Orhan Gencebay dışında Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve 80’li yıllarda İbrahim Tatlıses’in de katılımıyla arabesk sanatçıları, sinemayla iç içe hâle gelmişti. 1971 yılındaki “Bir Teselli Ver” filmiyle, 1984 yılına kadar geçen sürede sadece 245 arabesk film çekilmiştir (YILDIZ, 2020: 33).

Arabesk filmlerinden önce, tiyatrocular döneminde Türk sineması, iç mekânlarda ilerlerken, zaman içerisinde Türk sineması, özellikle de İtalyan Yeni Gerçekçiliğinden etkilenilmiş ve iç mekândan sokağa taşınan bir sinema dili ortaya çıkmıştır. Artık özellikle 1950’li yıllarla birlikte Türk sineması, kamerayı sokağa çevirmeye başlamıştır ve sıradan insanların hayatını da işlemeye başlamıştır. 1960’lı yıllarda ise, 27 Mayıs olayı ve göç dalgalarını, kentleşme gibi unsurlarla sosyolojik temelli filmler ortaya çıkmaya başlamıştır. Artık Türk sineması, gelenek ve modernite çatışmasını aktarıyor, yozlaşma gibi toplumsal eleştirileri işliyor, politik mesajlar veren filmler aktarmaya başlamıştır (YILDIZ, 2020: 33, 34).

O dönemlerde yaşanan göç, gecekondulaşma, ekonomik koşullar, beraberinde arabesk kültürünü de getirmiş ve bu kültür, müziğe, bir yandan da sinemaya da yansımaya başlamıştır. Sosyolojik açıdan da arabesk kültürü, sadece müziğe değil, aynı zamanda sinemaya da yansımıştır. Toplumun arabesk sanatçıları üzerinden bireysel acıları, filmlere konu olmaya başlamıştır. Arabesk kültürün yaygınlaşmadığı zamanlardan önce, daha çok toplumun sorunlarına değinen filmler yapılmaktaydı. Arabesk kültürünün yaygınlaşması, sinemaya da yansımasıyla birlikte ise, toplumun özellikle bireysel olarak ekonomik açıdan yaşadığı yoksulluğunu gösteren filmler ortaya çıkmıştır. Arabesk sanatçıların sinemada melodrama şeklinde yansımasıyla bu durum ortaya konmuştur. Bu da bir nevi insanların, karakterleri içselleştirmelerine ve bağ kurmalarını sağlamıştır. Arabesk filmlerine ilgi de özellikle seksenli yıllardan itibaren artmaya başlamıştır.

Arabesk furyasına girilmeden önce, yani 80’lerden önce, 1979 yılında çekilen 195 filmden sadece 19’u arabesk temelli filmlerdir. 1970’lerin sonunda Orhan Gencebay ile Ferdi Tayfur ile başlayan arabesk filmleri, 80’li yıllarda bir furyaya dönüşmüş ve özellikle de 80’li yıllarda yaygınlık göstermeye başlamıştır. Arabesk müzikle gelişen “arabesk furyası” diye nitelendirilen arabesk filmleri, özellikle 80’li yıllarda yaygınlık göstermeye başlamıştır ve bir furyaya dönüşmüştür (KIRIK, 2014: 106, 107).

1980’li yıllarda, 12 Eylül darbesinden sonra toplumsal koşullar değişmiş ve buna bağlı olarak Türk sinemasında da birtakım değişimler söz konusu olmuştur. Bunlardan birisi de, şiddetin ve erotizmin kendisini gösterdiği filmler yasaklanmıştır. Özellikle 70’li yılların ortalarından itibaren Türk sinemasında seks içerikli filmler kendisini göstermekteydi. 12 Eylül’den itibaren bu içerikteki filmler yasaklanmıştır. Aynı zamanda toplumsal eleştiri yapan filmlere de yasak getirilmiştir. Böylesi bir dönemde arabesk konulu filmlerin önü açılmış, sayısı seksenli yıllarda günden güne artmaya başlamıştır. Artık bu dönemde toplumsal içerikli filmlerden çok arabesk konulu filmler, bireysel bunalımların öne çıktığı filmler ve kadın sorunlarının yer aldığı filmler öne çıkmaya başlamıştır. Aynı zamanda bu dönemle birlikte de, arabesk filmlerinin artışıyla birlikte, arabesk müziğe karşı ilgi de artmaya başlamıştır (KIRIK, 2014: 107). 

Seksenli yıllarda Türk sinemasında ilginin arttığı arabesk müzik, bir dönem devlet tarafından, devletin tüm kurumlarında yasaklanmıştı. İç göç ve gecekondulaşma faktörüyle, bir arabesk kültürü doğmuştur ve bu kültürlü yapı, piyasayı da oluşturmuştur (YILDIZ, 2020: 50). Bu piyasa da, 70’lerde adım adım kendisini göstermeye başlamış ve 80’li yıllarda bir furyaya dönüşmüştür. Arabesk kültürü, Türk müziğine ve Türk sinemasını, sosyolojik olarak zaman içerisinde nüfuz etmeyi başarmış ve bir nevi boşluktan da faydalanarak zaman içerisinde yayılma göstermeye başlamıştır. 

Türk sinemasında iç göç, gecekondulaşma ve ekonomik sıkıntıların çekilmesi gibi faktörlerle arabesk kültürü giderek yaygınlaşmaya başlamış ve zaman içerisinde Türk sinemasında da kendisini gösteren faktörlerden biri olmuştur. Toplumsal yapının değişmesi, arabesk kültürünün bir yansıması olarak kendisini göstermiş ve Türk sinemasında da bu kültürün yansıması olmuştur.

Arabesk Temsilinde Cinsiyet Rolleri

Türk sinemasında en önemli noktalardan biri, cinsiyet rolleridir. Bir anlamda cinsiyet rolleri, sosyolojik yapıyı da beraberinde getirir. Erkeklerin de, kadınların da belirli rolleri vardır. Özellikle ekonomik anlamda yoksulluk ve sanayileşmeye de bağlı olarak göç olgusuyla birlikte köyden kente göç eden insanların geleneklerini ve göreneklerini, cinsiyet rolleriyle taşıması da, arabesk temsilinin yansıması noktasında önem arz eder.

Türk sinemasında, özellikle arabesk kültürünün yansıması noktasında, cinsiyet rollerinin incelenmesi önem arz eder. Kadınlıkla ilişkilendirilen özellikler incelendiğinde: Kadın incedir, duygusaldır, kırılgandır, güzellik etrafında şekillendirilir. Cinsiyet rollerinden birisi de, “annelik” kavramıdır ve buna bağlı olarak gelişen çocuk büyütmesidir. Kadın, bu roller içerisinde ev işi yapmaktadır ve çocuğunu büyütmektedir. Fiziksel güç gerektirmeyen işlerde bulunmaktadır, yani fiziksel beceri gerektirmeyen işlerde yer almaktadırlar. Kadınlar, çocuk yetiştirme aşamasında kız çocuklarını daha duygusal, hoşgörülü ve anlayışlı noktası söz konusuyken; erkek çocukları ise, daha sert, daha kavgacı bir şekilde yetiştirilmesi söz konusu olur. Bu da geleneksel otoritenin yansıması noktasında dikkat çeken bir durumdur (AKPULAT, 2023: 12, 13). Bütün bunlar da tam olarak bir yandan geleneksel yapının yansımalarıdır.

Bir diğer nokta ise, “erkeklik” kavramıdır. Erkeklik, aslında kadınların tam tersi zıtlık taşıyan bir kavramdır. Bir kadına göre daha sert, duygusallıktan ve kırılganlıktan uzaktır. Fiziksel güce dayalı, fiziksel beceri isteyen işler yapar. Bir otorite figürüdür, sert ve kavgacı olarak yetişir. Tam olarak, cinsiyet rolü bakımından kadının zıttıdır. Kadın ve erkek; güçlü-güçsüz, zayıf-kırılgan, rasyonel-duygusal, aktif-pasif, otoriter-itaatkâr gibi birçok noktada zıtlıkla karşı karşıya kalır. Türk sinemasında, özellikle de arabesk kültürünün yansımasında bu zıtlıklar fazlasıyla kendine yer bulur. Bu noktada köyden kente göç eden kitleler, “erkeklik” kavramıyla ön plana çıkan geleneklerini de getirecek ve bu da gelenekçi yapısıyla şehirlerde kadın ve erkeğin zıtlıklarının yansımalarını, Türk sinemasında arabesk filmlerinde gösterecektir.

Arabesk Temsilinde Çocuk Kimliği

Sinemada en önemli kavramlardan biri de “çocuk” kavramıdır. Çünkü; “çocuk” kavramının içi doldurulduğunda, bir “umut” kavramı da devreye girer. Bir filmde çocuk olduğu zaman; kimi zaman bir umut, kimi zaman da bir umutsuzluk kendisini gösterir. Bir filmde verilmek istenen psikoloji, çocuk karakterin olmasıyla daha da güçlenir. Çocuk, aynı zamanda masumiyeti de simgeler. Bu yüzden sinemada çocukların gösterilmesi, “umut” ve “masumiyet” kavramların da ortaya çıkarılıp izleyiciye sunulması açısından da önemlidir. Çocuk karakterle izleyici, böylece izleyiciyle ayrı bir bağ kurmaya başlar.

Sovyet sinemasındaki “Potemkin Zırhlısı” filminde bir bebek arabasının filmde kaldırımlardan aşağı inmesi izleyicide ayrı bir gerilim yaratmaktadır “çocuk” kavramına örnek vermek gerekirse ya da İtalyan Yeni Gerçekçi filmlerinde çocuk karakterlerinin ortaya konması da dramatik bir etki bırakmaktadır. “Çocuk” kavramı, bu iki örnekte görüldüğü gibi hem gerilim etkisi yaratan, hem de dramatik etki bırakan karakter unsurları olmuştur. Türk sinemasında da özellikle “Sezercik” gibi, “Yumurcak” gibi, “Canım Kardeşim” filmindeki “Kahraman” gibi karakterler dramatik unsurlarla izleyiciye sunulmuş ve böylece izleyicide dramatik bir etki bırakmaya çalışılmıştır. Türk sinemasında, aynı yurt dışındaki çocuk karakterler gibi çocuk karakterler ortaya konmuş ve böylece izleyicinin hafızalarında yer edinen çocuk karakterler oluşmuştur.

Türk sinemasında, arabesk kültürün de etkisiyle çocuk karakterler de ön plana çıkmıştır. En bilinen örneklerden biri de, arabesk piyasasında “Küçük Emrah” ile bilinen şarkıcı için çekilen filmlerdir. Emrah, 1984 yılında oynadığı “Zavallılar” filminde onun ve kız kardeşinin yerine başkası oynamaktadır. Buna göre Emrah ve kız kardeşinin yüzü görünmez, sesi yoktur; dört duvar arasındadır, okula gidip gelen, ders çalışan ve babasına sarılmaktan da bile aciz durumda olan karakterlerdir. Erkek çocuğun masumiyeti yok olmuş, kız çocuğu soyutlanmış ve dış dünyadan bağımsız bir şekilde yaşamaktadır. Aynı zamanda çocuk karakterler, töreye göre yetiştirilmektedir. Töreye göre de kadın, daha aşağıda kalmaktadır. Filmde sokakta büyüyen Emrah’ın ayıp bilinci de yoktur (PAMAK, 2019: 145).

Küçük Emrah gibi arabesk kültürü etrafında şekillenen arabesk filmlerindeki karakterlerin, töreye göre dizayn edilmiş bir ahlâk anlayışı vardır. Ahlâk anlayışında daha çok “namus” kavramı öne çıkar. Bir erkek çocuğu etrafında şekillendirildiğinde bu kavram, arabesk kültürü temelinde, geleneksel çerçevede köyden kente göç eden gecekondulaşmayla birlikte, köyden getirdikleri geleneklerini ve göreneklerini kente taşımasına neden olmaktadır. Türk sinemasında, “çocuk” kavramı “masumiyet” üzerine bir kavram olurken ya da zamanla karakter gelişimiyle “masumiyet” kavramına dönüşürken; arabesk kültürüyle gelişen Türk sinemasındaki arabesk filmlerinde “çocuk” kavramı, masumiyetini yitirmiş ve bir anlamda sokakların içinde olan bir yapıya sahip olan yapıya dönüşmüştür.

Türk Sinemasındaki Arabesk Kültürünün Genel Özellikleri

Arabesk kültürün oluşmasında; 1950’li yıllardan itibaren ekonomik kaygıların neticesinde, sanayileşmeye bağlı olarak köyden kente göç etme yatar. Bu yüzden genel olarak “arabesk kültür” ya da “arabesk müzik dinleyicisi” dendiğinde, daha çok “taşra” kavramından söz etmek mümkündür. Köyden kente göç edilmesi de beraberinde gecekondulaşmayı getirmiştir. Taşradan gelenler, yani köyden kente göç edenler, gecekondulaşmayı da beraberinde getirmişlerdir. Dolayısıyla arabesk kültürün temelinde iç göçle beraberinde kente yerleşen insanlar yatmaktadır. Arabesk müzik dinleyicisi de, köyden kente göç eden taşra kökenli insanlar, küçük ölçekli işlerde yer almaktadır ve fabrika işçisi gibi düşük gelirlerle yaşamlarını sürdürmektedirler (ÖGE, 2014: 50).

Ekonomik kaygıyla köyden kente göç eden taşra kökenli insanlar, şehir hayatına bu kaygıdan dolayı gecekondudan bakmaktadırlar ve bu durumlarını, arabesk kültür eşliğinde, “arabesk müzik” eşliğinde göstermektedirler. Bir yandan kültürel anlamda sıkıntılar yaşamışlardır ve “uyum sorunu” ile baş başa kalmışlardır. Arabesk müzik de, tam olarak kentte yaşam mücadelesi veren insanların duygularını, düşüncelerini, çaresizliklerini ifade etme biçimidir. Bazen de, arabesk müziğin de müziğin geri plana atıldığı ve sözlerin daha ön planda olduğu bir hâle dönüşmüştür (ÖGE, 2014: 51, 52). Arabesk müzik, bir anlamda sadece müziğin değil; aynı zamanda yaşanılan durumların sözlere yansımaları için de, köyden kente göç eden taşra kökenli insanları tarafından tercih edilmektedir.

Arabesk filmlerinde özellikle “acı” ön plana çıkar ama Türk sinemasında, özellikle Yeşilçam filmlerinde sıklıkla görünen acı gibi değildir. Acı, arabesk filmlerinde daha derin bir şekilde işlenmektedir. Buna göre arabesk filmlerinde hor görülme, aşağılanma, dışlanma, kara sevda, çile, kötü yazgı gibi birçok kavram kendisini göstermektedir. Aynı zamanda bu filmlerde kadercilik, umutsuzluk, kan davası gibi unsurlar da ön plana çıkmaktadır. Arabesk filmlerinde mutluluk da, umut da kısa sürelidir. Kısacası arabesk filmlerindeki umut, aldatmacadan ibarettir. Bu yönüyle, Yeşilçam sinemasındaki melodramlardan farklıdır. (KIRIK, 2014: 108).

Seksen darbesiyle birlikte bireyselliğin ön plana çıkmasıyla birlikte, arabesk filmlerindeki acı, yoksulluk, umutsuzluk gibi durumlar da kendisini göstermeye başlamıştır. Sadece 1981 yılında çekilen 72 filmin 33’ü arabesk filmleridir. Bu döneme arabesk filmleriyle damgasını vuran bazı arabesk sanatçıları ise, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses ve Gökhan Güney’dir (KIRIK, 2014: 108).

Seksenli yıllardan itibaren giderek artmaya başlayan arabesk kültürüyle arabesk filmleri, arabesk şarkılardaki sözlerden ilham alarak senaryolar oluşturmasını sağlamıştır. Filmlerde gecekondu hayatıyla yoksulluk, işsizlik gibi unsurlar kendisini göstermektedir. Arabesk sanatçıları, genel olarak halktan birini oynamaktadır. Buna göre arabesk sanatçıları, filmlerde gecekonduda yaşayacak, minibüslere binecek, onlar gibi giyinecektir. Böylece “halktan biri” olacaktır. Bu da halkla bütünleşmesini sağlayacak. Sonrasında da albümleri daha da satacaktır (YILDIZ, 2020: 45). 

Türk sinemasında oluşan arabesk kültürün etkisiyle ortaya çıkan ve seksenli yıllarda, seksen darbesinden sonra giderek artan arabesk filmleriyle hem arabesk kültürü, daha da yaygınlaşmaya başlamıştır, hem de buna bağlı olarak arabesk sanatçıları, filmlerinde “halktan biri” imajıyla, yaptıkları filmlerle daha da geniş kitlelere ulaşmışlar, arabesk filmleri sayesinde de, arabesk albümleri daha fazla satış sağlamıştır. 

Arabesk kültürü, eskiden filmler aracılığıyla Mısır üzerinden ülkeye giriş yapmış ama bir kültür olarak göçe bağlı olarak yaygınlaşma göstermeye başlamıştır. Türk sinemasında yaygınlık göstermesi de, köyden kente göçün ve buna bağlı olarak gecekondulaşma, yoksulluk ve acıyla baş başa kalan, kentte uyum sorunu yaşayan insanların duygularını yansıtan bir durum hâline gelmiştir. Seksen darbesiyle de, toplumsal sorunları dile getiren filmlerin yerini bireysel acı ve sorunları anlatan filmlerin almasıyla da, “arabesk filmlerinin” yaygın bir şekilde kendisini göstermesi söz konusu olmuştur.

KAYNAKÇA

Akpulat, H. (2023), Arabesk Filmlerde Erkeklik Temsili (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Mardin Artuklu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Mardin.

Kırık, A. M. (2014), Türk Sineması’nda Arabeskin Doğuşu ve Gelişimi, Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi, 2 (3), 90-117.

Pamak, G. (2019), Yeşilçam’dan Arabeske Türk Sinemasında Çocuk Tahayyülün Dönüşümü (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Öge, S. (2014), Arabesk Kader Algısı: Orhan Gencebay Örneği, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (41), 48-76. 

Yıldız, A. (2020), Arabesk Müziğin Sinemada Gösterimi (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir